24 Kasım 2010 Çarşamba

Kişisel - IV

Bir yıl olmuş kişisel birşeyler yazmayalı. Yazalım o halde; yazmış olmak için değilde aslında bir yılda ne fark var görmek için. Hani bazen insan kendisini alır karşısına konuşur ya aslında yazmakda öyle bir şey. Kendini yazarsın ve sonra okursun ya. İşte öyle bir şey.

Bireysel;

Son terkettiğim şehir dahil üçüncü bir şehri de geride bıraktım. Her yok oluşda bir şehri geride bıraktım. Kaçtığım aslında şehirler, kaldırımlar, caddeler değildi. Bildik tanıdık şeylerdi. Daha fazlasından kaçmadım,  senden ondan herkesden birşeyler...

Şu an bulunduğum yer benim için bir limandan başka birşey değil. Hayat uzun(belki), yol uzun. Hani insan öyle bir noktaya gelirki bu sefer geriye sarmaya başlar. Başladığı yerde bitirmeye karar verir, umarım benim içinde öyle olur.

Bir hayat kurdum kendime, sıfırdan başlamadım tabi ki eskinin içine yeniyi iliştirdim. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni bir çevre, yeni yeni yeni. Bu kadar yenilik içerisinde hala eski bir kalp. Belkide hiç eskimiyordur sürekli kendini yeniliyordur.(Yenildiği kesin :]) Ama biliyorumki bir gün geçmişte kalanlar tozlu raflarda yerini alacaktır...

Güzel bir işim var, kariyer peşinde koşmaya başladım bile. Zamanla hayat standartlarımın daha da iyi bir hal alacağı fikrindeyim. Zaten bir insan neden akşama kadar bir ofis katında kafa patlatır ki. Şu an ki hayatımdan memnunum aslında hiç bir eksiğim yok, daha da önemlisi sağlığım yerinde. Ama işte insanoğlu her zaman en iyiyi istiyor. Kim istemiyorum diyorsa yalan söylüyordur çünkü zaten başta istediği hayat tarzını yakalamıştır ve rahatı yerindeyse ses çıkarmak istemez. Daha kötüsü de olabilirdi. Kötüsünü istemediğine göre iyisini istiyordur. Hımmmsfff bu aralar çok fazla felsefe kitapları okuyorum ondan bu saçmalama modu.

Gönül işleri; çarşaf gibi olmuş denizden farksız :]. Biraz huzur sadece...

---

Blogsal Durum;

Yazı dizilerinin devamlarını yazmaya çalışıyorum. Pek bi yoğun iş hayatı zaman bulamıyorum açıkçası. Ama zamanla düzelecektir.

Bu kadar.
Sustum.

17 Ağustos 2010 Salı

Açık Mektuplar: Sevgiliye II

Birinci bölümün son paragrafından devam...

Ben çok bekledim seni. Seni beklerken özlemenin ne demek olduğunu öğrendim. Özlemlerin içinde korkuyu buldum oysa ben seni arıyordum. Evet korktum. Hem de çok. Ve sonra zamanla korkumu sevmeyi öğrendim çünkü seni kaybetme korkusunu yaşadığım her gün senin hala yanımda olduğuna bi işaretti. Ne kadar acı değil mi? Ben kendimi acıtarak sevdim seni. Hep geleceğin günü bekledim. Ben bekledikçe sen uzaklaştın. Alıştıra alıştıra, acıta acıta kaçtın benden.

Hükmü çoktan verilmiş bir mahkum gibi hazırlıyordun beni bu sona. Oysa ben zaten sensiz günlerin başlangıcını seni sevdiğimi anladığım gün fark etmiştim.


Yeri gelmişken o günden de bahsedeyim: Seni gördüğüm ilk günü hatırladın mı? Nerden hatırlayacaksın ki. Ne önemi var benli günlerin. Hatırlatayım o zaman hem sende sana hatırlatacağım bir çok şeye böylece hazırlanmış olursun.

Varlığıyla benim açımdan en büyük saçmalık olan bir 14 Şubat sabahıydı. Kaldırımları yalnızlığımla aşındırıyordum; yanımdan geçip gitmişsin öylece ben fark etmemiştim seni. Arkamdan seslenmiştin. Anımsadın mı? Salla neyse uğraşamam hatırlatmak için.

Dünyamın bir anda tersine döneceğini bilseydim duymazdım ya neyse...

Evet işte o günden sonra her günümün sabahında seni gördüm. Güne sensiz başlamıyordum. Her gün sesini duyuyor , senden bi şeyler okuyor, gözlerinin içine bakıyor, varlığın gitgide huzur yaratıyordu içimde. Giriyordun işte hayatıma sessizce, açmıştım bende kapılarımı sonuna kadar. Sen benim hayatıma girdikçe ben senin hayatına kast ettikçe birbirimizi daha net görür olduk. Geçmişindeki izleri temizleyip, bugünündeki zorlukların üstesinden gelme çaban bir anda güçlü biri yaptı seni. Sen bende güçlendikçe ben zayıfladım. Ben zayıfladıkça, sen her fırsatta vurdun beni. Sen vurdukça, acıtır sevda dedim. Nereye kadardı bu acı? Ve artık zamanla dayanacak hiç bir duvarım kalmadı. Hani denize düşen yılana sarılır ya işte bende artık öyle yapmaya başlamıştım. Her canımı acıttığında yine döndüm sana sarıldım. Ama bir gün öyle bir düştüm ki...

Ne düşmek ama...
Bir ömürde çekeceğim acıları bana 1 haftada yaşattın. Minnettarım sana. Neyin intikamını aldın benden?

Birazcık dürüst ol bana. Kaçırma gözlerini cesur ol. Kapatma üstünü bunların sıkıysa.

Ama öyle bir gün gelecek ki senden hepsinin hesabını soracağım. O zaman tüm bunları yüzüne bir bir vuracağım. Sende benim yaşadığım acıların hepsini 4 duvar arasında yaşayacaksın.

Tamam korkma. Ben bunu yapmam. Yapamam ki sana. Ama sen işte bana bunu yaptın. İçinde bir acı vardı. Kuyruk acısı evet. Doğru değil mi? Kızardı yüzün; vesselam...

Tamam kestim burada. Bildiklerimin hepsi saklı duruyor içimde. Yine korktun değil mi? Evet işte sen busun. Hayatını korkuların üzerine kurarak şekillendirmişsin. O güçlü görünen kadının içi aslında korkularla örülmüş bir hapishaneden ibaret. Ne özgürce hareket edebiliyor ne de fevri kararlar alabiliyorsun. Aklın sürekli arkada bıraktıklarında. Ama unuttuğun bi şey var. Geleceği geçmişinle değil bugününle şekillendirirsin. Sen geçmişine o kadar çok dalıp gitmişsin ki; bu aynen dipsiz bir denize dalış yapmak gibi sen yüzeyden uzaklaşıp derinlere indikçe yüzeyde neler olduğunun farkına bile varmamışsın. Üstünden çok sular akmış götürmüş her şeyi ama sen hala aynı sulardasın...

Benden de çok şey götürdü o sular be güzelim, hayat yeniliyor kendini sen farkına varmazsan bile, sen aynı yerde duruyorsun ama etrafındaki insanlar değişiyor, dünya dönüyor, mevsimler gelip geçiyor. Etrafındaki her şey bu kadar hareketliyken mümkün mü hala yerinde durman.

Belki senin içinde böyle olmuştur. Belki değil hatta öyle, alıyorum dostlardan haberlerini. Dost acı söyler derlerdi harbiden de öyleymiş, dostlarım senden bahsettikçe benim canım acıyor...

Bazen hayaller kuruyorum senli benli; ...



devamı sonra....

30 Haziran 2010 Çarşamba

Başlıksız - VII

dudağımın arasında iki heceydi
söyleyemediklerim....
yok hayır seni sevdiğimden bahsetmeyeceğim
karıştırma oraları hiç
üstünü çizdin o kelimelerin;
bende hâla altı çizik o ayrı
söyleyemediklerimden bahsediyordum
söyleseydim hala senden bahsedebilirmiydim
bilmiyorum...
o kadar ağır geliyorki taşımak bu yükü
çıkarıp atsam diyorum, yok olsa

8 Mart 2010 Pazartesi

Başlıksız - VI


Bazen herşeyi bırakıp kaçıp gitsem diyorum buralardan...
Senden başka herşeyi yok sayarak, umursamayarak...
Yakıp yıkıp gitsem, unutsam sensiz geçen her günü, silsem herkesi kolayca...

Hiç birşey kalmasa aklımda gözlerinden başka,
Hiç birşey kalmasa kalbimde sevginden başka...

Duymasa kulaklarım senin sesinden başka sesi...
Görmese gözlerim senin gözlerinden başka birşeyi...
Gitmese, uzanmasa ellerim, senin ellerinden başka hiç birşeye...

Yalnızca seni düşünse bu kalp,
Sadece seni istese,
En değerli şeylerini senin uğrunda feda etse;
Gururumu atıp bir kenara,
Sadece kalbimi dinleyerek koşarak gelsem yanına,

Kabul edermiydin?
Yoksa hiç umursamazmıydın?
Benim gibi değer verirmiydin?

Ya da sadece şunu söyle:

- Ben seni haketmiyormuyum?


5 Şubat 2010 Cuma

Uç'urum - VI

tanımak kadar
beni unutmak da zordur...
unuttum sanarsın
hiç olmadık bir anda
gelirim aklına;*

düşünürsün sonra
benle olan ne varsa...
tüm yaşattıklarımı
anlamaya başlarsın ki
aklın gider.*
* Melissa T.

17 Ocak 2010 Pazar

Açık Mektuplar: Sevgiliye - I

Sana yazıp yazmamak konusunda çok tereddüt ettim...



Ben olarak değilde farklı bir ismin arkasına saklanan birisi olarak yazmak istedim. Farklı bir isimle yazmış olsamda sana, bu satırları yazan ismin arkasındaki kişi gerçek ben; yazdıklarımın sahibi ise içimdeki sensin...



Gözlerine son baktığım günden bugüne çok zaman geçti... Zaman bir çok şeyi silse de hiç ummadığım bir anda; sabah işe geç kalmamak için koştururken, yalnızlığımla tükettiğim kaldırımlarda, yaşanmamış eksik kalmış bir aşkı anlatan şarkıya ait sözleri kulaklığımda duyarken veyahut yeni bir güne başlamak için gözlerimi kapadığımda; bütün asaletinle tam karşımda duruyorsun. Gözlerindeki o anlamsız ifade herşeyi alt üst ediyor...



Sinir bozucusun. Etkileyicisin. Yitiksin. Saklı bir bahçe gibisin...



Evet aynen böyle işte tutarsızsın...!



Tüm bunlardan daha önemlisi gidensin. Biliyorum gitmek zorunda olduğun için gittin. Zorunda da değildin aslında. Gitmek işte sadece gitmekti. Herhangi bir nedene gerek yok...Niye kalmadın demeyeceğim sana, tıpkı niye gittin demediğim gibi...



Yukarıda okuduğun satırlardan sonra gözlerinin önünde kocaman bir isim listesi canlandığını tahmin edebiliyorum. Bırak kimin bunları yazdığını düşünmeyi. Ne önemi var ki kim olduğumun. Sadece okumaya devam et. Fakat okumaktan sıkıldıysan veya önemsiz yazdıkların diyorsan bundan sonrasını okumaya devam etme. Yok hayır devam edeceğim çok eğlenceli gibi bir düşünce şekillenmeye başladıysa zihninde bırak boşver kendini okumayı eğlenemezsin kendinle. Bu cümleden sonrasında karar vermiş olman gerekiyor artık.


...



...



Okuduğuna göre bu cümleyi kararını verdin artık, satır satır okumaya devam edeceksin kendini. Dur şimdi bu kadar hızlı olmaz. Derin bir nefes al önce. Nefes dedimde aklıma birden senin kokun geldi. Sahiden parfüm kullanmazdın ki sen, en zoruda bak bu işte.



- Neden zor biliyormusun?



Anımsayamıyorum kokunu çekemiyorum içime nefes gibi. Yok işte zihnimde senden kalan bir şey; bir çift gözün sonsuzluk kadar uzaklıktaki bir yıldız gibi parıldıyan bakışları dışında. Ne zaman gözlerimi kapasam gözlerini görüyorum. Oysa ben gözlerim açıkken, seni izlerken, gözlerini görmek isterdim. Oysa sen şimdi benim olmadığım bir yere bakıyorsun. Ne ala...! En azından hala parıldadığını biliyorum. Başkaları o ışıldayan gözleri göremese de...



O kadar çok zaman geçti ki gittiğin günün ardından. Bana sorsan bir ömür gibiydi sonunda cenneti olmayan. Sana sorsam saymadığın kadar çok zaman. Bir sürü şey yaşadım yokluğunda.



-Her şeyi anlatsam dinlemek istermisin? Dinlesen beni anlamak istermisin?



Biliyorum kafan çok karıştı, kusura bakma bende zaten toparlayamadım kelimelerimi. Ahh tabi ya zaten sen dağıtmamışmıydın dilimin ucunda sana söylenmeyi bekleyen afilli kelimelerimi. Nerden başlamalıyım şimdi söylermisin? Yoksa yine tüm asiliğinle "bırak dağınık kalsın" mı dersin?



Artık bir şeyler söylemenin vakti gelmedi mi?



Ben çok bekledim seni. Seni beklerken özlemenin ne demek olduğunu öğrendim. Özlemlerin içinde korkuyu buldum oysa ben seni arıyordum. Evet korktum. Hemde çok. Ve sonra zamanla korkumu sevmeyi öğrendim çünkü...








"devamı daha sonra... nedeni yok... öyle istedim..."

16 Ocak 2010 Cumartesi

Başlıksız - V

Gece gibi karanlık artık

Gerçek sandığım ne varsa

Hayatım, terk edilmiş bir gemi gibi batık

Çalınmış içinde en değerli ne varsa



Gri çizgili bir kağıt, güvertemde, eksik

Belli ki yeniden yazılmaktan yıpranmış

Yarım bir kalp kalmış üstünde, çizik

Kayıp harflerle anlamsızlaşmış